Your Ad Here
Jun 06

1 gün öncesi, 6 Haziran Çarşamba

     Çarşamba akşamı biraz üşütmüş olmalıyım ki, gece yatağa kendimi zor attım. Şaşılacak şey, 6 Haziran gecesi, istanbula o kadar çok yağmur yağmış, ben o yorgunluğumla hiç birşey duymamışım. Eh, yarının heycanı var nede olsa, ilk kez "Kurumsal Yazılım Kongresi" yapılıyor, ilk kez "Türkiye'de Kurumsal Yazılım" kongre havasında herkes ile paylaşılıyor, onun heyecanı, rüyaları var uykumda.

Gün 1, 7 Haziran Perşembe
    Neyse ki sabah saatimin tiz sesi ile derin uykumdan uyanabildim. Hızlıca giyindim, gec kalma ihtimalinin verdiği tedirginlik ile, evden olabildiğince erken çıktım ve yağmura hazırlıksız yakalandım. Apartmandan dışarı çıkar çıkmaz yüzüme gelen birkaç damla ile, eve dönüp mont almam gerektiğine karar vermem arasında çok zaman geçmedi. Bu kararı hızlı verebildiğim için, biraz daha zamandan tasarruf ettim :) Neyse, o berbat trafikte, kulağımda iPod, arada sırada yağmurdan ıslanarak, zor da olsa, Bahçeşehir Üniversitesinin herzaman imrendiğim Beşiktaş kampüsüne saat tam 10'da gidebildim. Yetişmiştim. (!) yuppi..

    O da ne, cadde tarafındaki kapıdan giriş yapmak isterken (bilenler bilir, cadde kapısı tarafında turnikeler vardır) iki güvenlik görevlisi tarafından durduruldum. Çok normal bir şekilde Kongre için geldiğimi söyledim. Fakat, kongre girişlerinin sahil tarafındaki kapıdan yapıldığını, binanın çevresinden (o sırada sağnak yağan yağmurun altında yürüyerek) dolaşıp sahil tarafından giriş yapmam gerektiğini öğrendim. Yine bilenler bilir, hem sahil tarafındaki kapı, hem de  cadde tarafındaki kapı aynı avluya açılır. Aynı yere gideceğimi, yağmur altında yürümek istemediğimi, hatta bunun çok anlamsız olduğunu söylediğim halde, güvenlik (!) görevlilerimizi ikna edemedim. Küfürlerimi benden başka kimsenin duymayacağı şekilde sıralayarak, zaten yağmur damlaları yüzünden bişi göremediğim gözlüğümü de burnumun aşağılarına çekip, sahil tarafındaki kapıya doğru yürüdüm. O iki güvenlik görevlisine özel : EVET, SAYENİZDE DAHA DA ISLANDIM. Sahil tarafındaki kapıya ulaştığımda, kişilerin hatalarını tüm organizasyona mal etmemek gerektiğini, sadece o iki güvenlik görevlisinin kişisel salaklıkları nedeniyle böyle bir durumla karşılaştığımı vs. telkinleri eşliğinde kapıdan girdim. 

    Sonunda, Registration Desk. Başında kimsenin olmadığı bir yetkiliye yaklaştım ve;
       Kıvanc: - Merhaba
       Kız:      - Merhaba, Adınız?
       Kıvanc: - Kıvanç Özüölmez.   (yanlış yazdığına eminim)
       Kız:      - Hımmm.. paranızı ödemişmiydiniz, 
       Kıvanc: - Evet..? . ? . ? Şirketimin ödemiş olması lazım.
       Kız:      - Şirket, Hım, Şirket hangisi?
       Kıvanc: - Bilge Adam (Bunu da yanlış yazdığına eminim)
       Kız:      - Hımm, yok, kayıtlı görünmüyorsunuz.
       Kıvanc: - Ama nasıl olur, imkanı yok.
       Kız:      - Birde şu arkadaşla görüşün.

     Hemen yandaki arkadaşla görüşülür ve dialog şöyle ilerler;
       Kıvanc:      - Merhaba
       Yeni Kız:     - Merhaba, Adınız?
       Kıvanc:      - Kıvanç Özüölmez.
       Printer:      - bıızzztt, tırrrt,, zıırrrrt..
       Yeni Kız:     - Buyrun Kıvanç Bey, Kartınız..

      Elbette arkamı dönüp, ilk konuştuğum kıza sert bir bakış atmayı ve "nınnınınınınını" şeklinde mırıldanmayı ihmal etmedim.

    Bir iki standa bakıp, geç kalmama korkusu ile, hızlı adımlarla ana salona ilerledim, gözüme çarpan ilk koltuk aynı zamanda pazarlama müdürümüz Ceyda Unsal'ın da yanı olunca, hemen oturdum. Saat tam 10:05 ti ve uzun bekleyiş o anda başladı. Tamam, anlayışla karşılıyorum, yağmur yağdı, beklenmedik bir trafik vardı, vs. vs. ama 10:00'daki program 10:40'a dek bekletilmez, değil mi? Birde bu arkadaşlardan bazıları bizlere "Proje yönetiminde zamanlama" vb. konularda seminerler verecekler, değil mi. Neyse, Sonunda başladı.

    Sponsorlara, organizatorlere, emeği geçenlere teşekkurler iletildi. Alkışlar sunuldu. Inproda'nın kurucusu Gunnur Aktoros Hnmın yaptığı girişi Dr. Aydın Köksal'ın hararetli, heyecan verici konuşması tamamladı. Turhan Menteş'in de sonrasında kürsüye çıktığı ve pekiştirdiği açılış konuşmasının ana fikri elbetteki "Türkiye'de yazılım sektörünü kalkındırmak, Türk Kurumsal Yazılımını her alanda ilerletmek, başta Türkiye'de olmak üzere, yazılım ihracaatı ile tüm dünyada Türk Yazılımı kullandırmak"tı. Fakat ana fikrin çevresinde kurulan tüm cümleler, tüm temenni ve beklentiler sunum için ayrılmış laptobun projectorden yansıyan, Windows XP logosu altında yapıldı. Halbuki hemen 10 metre ileride, PARDUS standı, hemen hemen herkesin aklında, Tubitak vardı. Fakat göstermelik bile olsa, o sunum bilgisayarına PARDUS kurmak kimsenin aklının ucundan bile geçmemişti. Ne ironi.

   Aralar, öğle yemeği, uyuklamamak için alınan kafeinler, standlarda dolaşmalar, eskilerden yenilerden arkadaşlarla selamlaşmalar...

 

   Öğle arası sonrasında, CMMI ve XP Uyumu konulu konuşması ile Orhan Kalaycı'yı dinledim. Daha önce okuyup kendi çabamla öğrenmeye çalıştığım bilgilerin pekişmesine büyük katkıda bulundu. Önceleri, "XP yahu, süper birşey" dediğim halde, bugun açıkça farkettim ki, müşterilere, özellikle de Turkiye'de XP kullanarak maliyet hesaplamak, satış yapmak, satıştan sonra, benim zamanım doldu, yapabildiklerim bunlardır demek pek mümkün değil. Özellikle son zamanlarda hem pre-sales desteği verdiğim hem projei yönettiğim, hem de müşteri ilişkileriyle birebir ilgilendiğim için müşteri beklentilerini herşeyin başında, tüm detaylarıyla bilmek, fiyatı, süreyi, zamanı belirlemek Türkiye şartlarına çok daha fazla uyan bir süreç yönetimi diye düşünüyorum. (Yaşasın MSF (bu kadar da reklam olsun canım))

Gün 2, 8 Haziran Cuma
   O gün bir olsun da...

Gün 3, 9 Haziran Cumartesi
   O gün bir olsun da... 

Tags:

Comments

Eralp

Posted on Friday, 8 June 2007 19:09

:=)

Gülüyorum sadece :)

Aman abi , hasta felan olma sıkı giyin.. geek tişörtüde çok yakışmışşş maşallah maşallah :)

xyzx King'den kat kat iyidir.. :)

Add comment


(Will show your Gravatar icon)  

  Country flag


  • Comment
  • Preview
Loading



Software Blogs TopOfBlogs